try another color:
try another fontsize: 60% 70% 80% 90%
UzunHayat.Com

hastalıklar

warning: Creating default object from empty value in /home/hayat/domains/uzunhayat.net/public_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

Zayıflıkla Gelen hastalıklar

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Faruk Yorulmaz, gazetelerde, dergilerde, televizyonda en çok şişmanlık ve kilo verme konusunun gündemde olduğunu, kilo ile ilgili tek sorunun şişmanlık zannedildiğini, ancak zayıflığın da sorun olduğunu belirterek, şöyle dedi:

"Zayıflık, ciltte kolayca yaralanma, saçlarda güçsüzlük ve dökülme, tırnaklarda kolay kırılma, dişlerde çürüme ve dökülme gibi sorunlara yol açabilir. Bağışıklık sistemleri de çok güçlü olmadığından, bulaşıcı hastalıklara daha kolay yakalanırlar ve nezle, soğuk algınlığı gibi basit hastalıklar bile böyle kişilerde daha ağır seyreder, ilaç kullanmak, evde yatarak dinlenmek zorunda kalabilirler."

Zayıflık sorununun aynı zamanda çocuk ya da ergenlik döneminde büyüme ve gelişmeyi de olumsuz etkilediğine dikkati çeken Prof. Dr. Yorulmaz, şöyle devam etti:

Mesleklerle Gelen Hastalıklar

Meslek seçmek çok önemli bir karardır. Bazıları daha ilkokuldan kararını verir ve hayat gerçekten o doğrultuda ilerler. Bazıları plan yapar ama üniversite sınavı buna izin vermez. Bazıları isteyerek seçtiği mesleği sonradan sevmez bambaşka işler yapar.

Meslek seçmek çok önemli bir karardır. Bazıları daha ilkokuldan kararını verir ve hayat gerçekten o doğrultuda ilerler. Bazıları plan yapar ama üniversite sınavı buna izin vermez. Bazıları isteyerek seçtiği mesleği sonradan sevmez bambaşka işler yapar.

Seçtiğiniz meslek bazen sağlığınız için de belirleyici bir faktör olur. Bedenimizin sağlığı ve hayatta kalabilmemiz için enerjiye ihtiyaç duyarız. Enerji biterse makine çalışmaz. Bu sebeple besinler yani enerji kaynaklarımızın seçimi yaşam kalitemizi de belirler. Sağlık ve beslenme ilişkisine baktığımızda genetik faktörleri göz ardı etmek mümkün değil ancak genetik faktör kadar önemli olan diğer konu çevresel faktörlerdir.

Omurgayı etkileyen Romatizmal Hastalıklar

Bel ve boyun fıtığı dışında da bel ve boyunda ağrılara yol açan başka hastalıklar da vardır Bunların başında romatizma gelir Bazı romatizma tipleri omurgayı etkiler ve genetik yolla önceki kuşaklardan alınır Ama kalıtsal bir bağlantının varlığı, sizde görülen hastalığın mutlaka çocuklarınızda görüleceği anlamına gelmez Bir kişide belirli bir romatizma tipine özgü gen bulunsa da, asla romatizma belirtileri gelişmeyebilir

Ankilozan spondilit

Nadir Görülen 5 Hastalık

Bilinen birçok hastalık tıptaki ilerlemeler sayesinde kolayca teşhis ve tedavi edilebiliyor.
Çoğu zaman milyonda bir kişiyi hasta eden hastalıkların sebebi bilinmiyor ve tedavisi de zor oluyor.

Askmen.com isimli internet sitesinde yer alan habere göre, işte dünyada ender görülen bu hastalıklardan 5'i:

Bilinmeyen hastalıklar

1- Alveoler hydatid (Alveolar Hydatid Disease - AHD)

Tilki, kır kurdu ve köpeklerde bulunan mikroskobik tenya (Echinococcus multilocularis) larvalarının enfeksiyonundan kaynaklanıyor. İnsanlarda enfeksiyon nadir görülse de, tedavi edilmediği taktirde ölümcül olabiliyor. Karaciğer, akciğer ve beyinde parazit tümörlerinin gelişmesine yol açıyor. AHD, çoğunluğu kuzey bölgeleri olmak üzere dünyada yaygın şekilde görülüyor. Orta Avrupa, Kuzey Amerika, Çin ve Japonya'da vakalara rastlandı. AHD, topraktan hastalığın bulaştığı bitki ve meyvelerin toplanması ya da yine topraktan bu paraziti alan evcil hayvanlardan yayılıyor.

2- Blastomycosis

Grip gibi ateş, titreme ve ağrılarla başlıyor. Ancak, ABD ve Afrika'nın belirli bölgelerinde görülen bu mantar hastalığı, deride yaralara ve prostat, kemik, hatta beyinde iltihaplanmalara yol açıyor. Kurbanlarının yüzde 5'ini öldürüyor; ancak, dünya genelinde hastalığın kaç kişide bulunduğu bilinmiyor. Hastalık kirli toprakla taşınıyor. Dolayısıyla kurbanlarının çoğunu çiftçiler, kampçılar ve orman işçileri oluşturuyor.

Vitamin Eksikliği ve Hastalıklar

Vitaminler büyümemiz, hücrelerimizin yenilenmesi ve enerji üretimimiz için zorunlu maddeler

İnsan vücüdu vitaminleri kendiliğinden üretemez Bu yüzden sağlığımız için gerekli olan vitaminleri ya yediğimiz yiyeceklerden veya çeşitli ilave vitamin preparatlarından sağlamamız gerekir

Vitaminler yağda eriyen vitaminler ve suda eriyen vitaminler olmak üzere iki alt gruba ayrılırlar

A, D, E ve K vitamininden oluşan yağda eriyen vitaminler sentezleri için kolesterol gerektiren, yağ dokusunda depolanabilen ve ihtiyaç anında salınabilen vitaminlerdir

B vitamin kompleksleri ailesinden ve C vitaminin den oluşan suda eriyen vitaminler ise vücutta depolanamazlar ve hergün belirli miktarlarda dışarıdan alınmaları gerekmektedir

Sağlığımız kadar gençlik ve güzelliğimizin de temel taşlarını oluşturan vitaminlerin eksiklikleri bir çok sorunu da beraberinde getiriyor

A VİTAMİNİ

Vücudun enfeksiyonlara karşı direncini arttıran ve hücre yenilenmesini sağlayan A vitamini yeşil sebzeler, domates, tahıllar, bitkisel yağlar, havuç, lahana, bal ve kuruyemişlerde bol bulunuyor

Günümüzde Görülen Hastalıklar

Salgın korkumuzun adı tamamen değişti ve tabloya AIDS, Hepatit, Kuş Gribi ve Kırım Kongo Ateşi hakim oldu.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Recep Akdur, yaptığı açıklamada, Türkiye'de son elli yılın hastalık tabloları incelendiğinde, bundan otuz yıl öncesine kadar zatürre, sıtma, tüberküloz, kızamık ve ishalle seyreden hastalıklar ilk on sıraya giren hastalıklar içinde sayılırken günümüzde ilk on sıraya giren hastalıklar içinde bu bulaşıcı hastalıkların adı bile geçmiyor” dedi. Prof. Dr. Akdur, günümüzde hastalıkların ilk on sırasında ise; kalp-damar hastalıkları, özellikle hipertansiyon ve damar setliği, kanser, metabolik sendrom, obezite yaşlılık sorunları ve kazalar gibi sorunların ön plana çıktığını; gerek hastalıklar gerekse ölümler açısından tabloya bu görüntünün hakim olduğunu söyledi. Prof. Dr. Akdur şunları söyledi:

Domuz gribinin bilinmeyen tarihi

Domuz domuzluğunu 1918 yılında da yapmıştı

Çok yaygın olan, ancak genellikle öldürücü olmayan grip 1918’de büyük bir salgın hâline gelerek 20 milyondan fazla insanın ölümüne sebep olmuştu. İspanyol gribi olarak isimlendirilen bu salgının korkutucu yanı günümüzdeki domuz gribi gibi o yıllarda da domuzdan insana bulaşmasıydı...

İnsanoğlu dünya tarihi boyunca birçok amansız hastalıkla mücadele etti. Bunların çoğu insanlığın azmi karşısında yenildi ve ortadan kalktı. Bugün bu hastalıkların çoğunun adlarını bilenler sadece işin uzmanları. Tarih boyunca “Mahşerin Dördüncü Atlısı” denilen kolera, çiçek, verem, cüzam, sıtma, difteri, tifo, tifüs, frengi, grip ve veba gibi bulaşıcı hastalıklarla mücadele eden insanoğlunun dramı, Türkçe olarak Doris Flexner, Andrew Nikiforok ve Zeynep Dramalı’nın kitaplarında genişçe anlatılır.

Bitkisel Tedavi

Hastalıklara karşı şifalı bitkilerden oluşan reçeteler:

Orta kulak ve hastalıkları

Orta Kulak Kavitesi (OKK)

1. Dört kısımdan oluşur.

a-Östaki borusu

b.Timpanik kavite

c.Mastoid antrum

d.Temporal kemiğin pnömatik sistemi.

2. Östaki borusunun 1/3'ünün kemik, 2/3'ünün kıkırdak iskeleti vardır.

3. 2/3 kıkırdak iskeletli kısmı nazo-farenkse açılır.

4. Nazofarenks ağızları (torus tubarius) komşu adelelerin kasılması ile pasif olarak açılır. Bunda Tensor Veli Palatini en önemli rolü oynar.

5. Orta kulaktan gelen basınç nazofarenkse kolayca geçer. Ters yönde basınç geçmesi için östaki borusunun açılması gerekir.

6. Orta Kulak Kavitesi 3 kısma ayrılır.

a.Attik (epitimpanal reses)

b.Mezotimpanum

c.Hipotimpanum

7. Temporal kemik oluşumları içinde birbiri ile ilişkili ve mukoperiost ile örtülü pnömatik bir sistemdir.

8. Antrum bu sistemin en büyük boşluğu olup orta kulak ile ilişkiyi sağlar.

Timpan Zarının (TZ) Özellikleri

� TZ pars tensa ve pars flaccida olmak üzere iki bölümden oluşur.

Dış kulak yolu hastalıkları

Dış Kulak (DKK) Kepçesinin Özellikleri

• Deri ile kaplı kıkırdak bir iskelete sahiptir.

• Deri ön yüzde perikondriuma sıkça, ark yüzde gevşek biçimde yapışıktır.

• Travmalarda deri ile birlikte perikondrium dekolmanı ve hematomu oluşur.

• DKK arka yukarı çekilerek kulak zarı görülebilir.

• DKK işitmeyi etkilemez.

• Gözlük takmada ve estetik açıdan yararı vardır.

• Dış kulağın parotis bölgesine, retroauriküler ve derin servikal ganglionlara yayılan zengin bir lenf sistemi vardır.

Dış Kulak Yolu (DKY)’ nun Özellikleri

• Dışta kıkırdak, içte kemik iskeleti vardır.

• Yaklaşık 3 cm uzunluğunda olup, kemik ile kıkırdak iskelet arasında açı vardır.

• Otoskopi yaparken DKK’sini arkaya yukarı çekmek gerekir.

• Kıkırdak kısımda cilt altı dokusu daha zengin olup içinde kıl follikülleri ve serumen bezleri bulunur.

• Kemik kısımda deri oldukça atrofiktir.

• pH asittir (6.8 - 5.0)

• Kıkırdak dokusunda bulunan Santorini yarıklarından enfeksiyonlar komşu organlara yayılabilirler (MALİGN OTITİS EKSTERNA)

Anjin

Agzın içinde, yutağın başlangıcında, sağ ve solda bulunan bademciklerin iltihabı.

Çok rastlanan bu hastalık, kendi yaptığı ziyandan çok, vücudun başka yerlerinde çeşitli organlarda meydana getirdiği dolaylı bozukluklar (komplikasyonlar, iltihablar) sebebiyle oldukça önemlidir. Anjin en çok 5-15 yaş grubunun hastalığı olup, orta yaş ve sonrasında pek rastlanmaz.

1. Hastalık sebebi: Hemolitik streptokok denilen mikrop grubu başta olmak üzere çok çeşitli bakteriler.

2. Hastalığın seyri: ani titreme ile kol ve bacaklarda ağrılar başlar. Ardından ateş 39-40 dereceyi bulur. Nabız 120’yi aşar. Yutkunma güçlüğü, boğazda kulağa vuran şiddetli ağrı vardır. Muayenede bademcikler kırmızımtrak şiş, kıvrımları arasında cerahat toplanmış halde görülür. Küçük dil, yumuşak damak ve yutak, şiş, kırmızı veya iltihablıdır. 3-4. günlerde ateş normale düşer ve genellikle hastalık geçer.

Klimalar yoluyla bulaşan hastalıklar

Sıcak yaz günlerinde, bir nebze olsun rahatlatan klimaların yararlı etkilerinin yanında, bir takım hastalıklara neden olma gibi zararlı etkileri de bulunmaktadır. Gribal enfeksiyonlar, bazı viral enfeksiyonlar, kas ağrıları, kas tutulması ve zatürree gibi.

Akciğer dokusunun iltihaplanması olarak tanımladığımız zatürreenin, havalandırma sistemleri yoluyla bulaşan şeklini ’Legionella Pnömonisi’ olarak adlandırıyoruz. Bu hastalık ilk kez,1 976 senesinde Pensilvanya lejyonerlerinin yaptıkları bir toplantıda bulunan kişilerde görülmüş ve toplantı salonundaki havalandırma sisteminden kaynaklandığı anlaşılmıştır. Hastalığın tanınması ile birlikte, bu zatürree tipinin, alışılagelmiş yüksek ateş, öksürük, balgam gibi bulguların görüldüğü tipik zatürreeden farklı olduğu anlaşılmıştır.

Hastalığa neden olan, Legionella Pneumophilia denen bir bakteridir. Bu bakteri, klimaların filtre sistemlerinde uygun nem ve ısıda kolonize olmakta ve buradan ortam havasına dağılmaktadır. Sıklıkla otel ve hastanelerden kaynaklanan salgınlar yapar, ancak tek tek vakalar da nadir değildir. İnsandan insana bulaştığı görülmemiştir. Akciğerlere girişi için saptanmış en önemli yollar, solunum cihazları, havalandırma sistemleri ve hastanelerde solunum yollarına uygulanan bir takım işlemlerdir.

Ağız kokusu (Halitozis)

Ağız kokusu, insanı olumsuz etkileyen bir durum olarak bilinir.

Erişkinler veya küçüklerin, yaşamlarında mutlaka ağız kokusundan şikayetçi oldukları zamanlar olmuştur. Bazılarının ise, bu durumdan şikâyeti kroniktir.

Ağız kokusu; etkilediği bireyler için sosyal ve psikolojik yönden olumsuz bir durum haline gelmiştir.

Kötü ağız hijyeni , dişler üzerindeki gıda birikimi, ağızdaki çürük kaviteleri , çekim yaraları , ülserler , dental ve tonsiller, apseler (diş ve bademcikle ilgili apseler) ; gingivitis, periodontitis ve stomatitis gibi diş eti hastalıkları , ağız kuruluğu , kıllı dil gibi ağız içindeki problemlerden oluştuğu gibi, üremi , diabetik ketoasidoz , karaciğer rahatsızlıkları , kronik pulmoner hastalıklar , mide rahatsızlıkları gibi sistemik nedenlerle de görülebilir.

Diş hekimleri ağız kokusunun, lokal mi, yoksa sistemik faktörlere mi bağlı olduğunu tespit etmeli ve doğru teşhisi koyup ona göre tedavi yöntemini belirlemelidir.

Ağızda aft

Aft ağız içerisinde sıklıkla yanak ve dudak mukozasında, dil üzerinde, yumuşak damakta, farenkste, diş eti üzerinde görülen solgun sarı-kırmızı hale ile çevrili oldukça ağrılı ülserleşmiş lezyonlardır. Toplumun %18-20 az ya da çok aft sorunu ile karşı karşıyadır. Bayanlarda daha sıklıkla rastlanır. Aft genellikle tek olarak seyretse de aynı anda birkaç bölgede birden görülebilmektedir.

Aftın oluş nedenini belirlemek için çeşitli araştırma yapılmıştır. Ancak aftın oluşumunu hızlandırıcı ve seyrini kötüleştirici birçok faktör faktör saptanmasına karşın oluş nedeni tam olarak belirlenememiştir.

Bu nedenle aft oluşumunu hızlandıran ve iyileşmesini geciktiren faktörlerden bahsetmek mümkündür.

Aft oluşumunda hangi faktörler önemlidir?

STRES

Günümüzde migren, yüksek tansiyon ve gastrit gibi birçok hastalığın nedenleri arasında kabul edilen stres aft oluşmasının en önemli nedenlerinden birisidir.
Hanımlarda premenstural gerginlik(adet öncesi dönem) de aft oluşumunu hızlandıran faktörlerdendir.

YİYECEKLER

Anket

Sağlık sorunlarınız nedeni ile ne kadar sıklıkla hastaneye gidiyorsunuz:

Son yorumlar

İçeriği paylaş