try another color:
try another fontsize: 60% 70% 80% 90%
UzunHayat.Com

Evhamların Kıskacındaki Hayat: HASTALIK HASTALIĞI

Hastalık hastalarının gerçekten bir şeyi yok diyemeyiz. Ama bu insanların hastalığı fizikî değil, tahmin edebileceğiniz gibi psikolojiktir. Dolayısıyla çözüm arayışı da buna göre olmalıdır.

Bazı kimseler çok alıngandır. “Havadaki buluttan nem kapmak” deyimi adeta onlar içindir. Sokaktan gelip geçeni yoldan çevirip hallerini arzederler. Falancanın-filancanın dertlerini, sorunlarını konuşur, üzülürler. Sonrada “keşke duymasaydım, bak, tansiyonum şekerim yükseldi” derler. Eleştiriye de asla tahammülleri yoktur; ufak bir tenkid karşısında hastalanıp yataklara düşerler. Çocuk gibidirler, çocuk gibi avutulmak isterler. Evet, onları çocuk gibi avutmak gerekir.

İKİ ASPRİN, BİR KAŞIK VİTAMİN ŞURUBU

Kocasıyla tartışıp, öfkeden yataklara düşen bir yaşlı hanımın ziyaretine gitmiştim. Evlatlarının bile yüzüne bakmıyor, babalarına karşı tavır almadıkları, tarafını tutmadıkları için derin sitemler ediyordu.

Doktora götürdüler. O, “doktor bir çocuk, ne bilsin benim gizli derdimi?” diyerek bir şeyi olmadığına inanmadı.

Çünkü onun çevresindekileri cezalandırabilmesinin tek yolu hasta olmaktı. Ona, onun dilinden konuşmak gerekirdi.

Emsali olan bir yaşlı teyze geldi, “kurşun” döktü. Ateşte eritilerek sıvılaştırılmış kurşun, “coss” diye soğuk suya dökülüp pütür pütür sertleştikçe yaşlı hanım, “çatlasınlar, Allah’ından bulsunlar!” diye inleyip bağırıyordu.

Gülmemek için kendimi zor tuttum. Yıllardır aynı mahallede itişip-kakıştığı bazı kimseler vardı ve onların kem gözlerinin ona isabet ettiğine inanıyordu.

Lâkin bu işlemden sonra da hastamız kendine gelemedi. Son çare olarak iki çocuk aspirinini, bir kaşık da vitamin şurubunu “şimdiye dek hiç denemediği ilaçlar” olarak içirdim. Biraz da sohbet ettik, uykuya daldı. Az sonra “bari namazımı kılayım” diyerek kalktı. Şükürler olsun ki iyileşmişti! Etrafındakiler derin bir nefes aldı.

“İYİYİM DEMEK ADET OLMUŞ”

Sizlerin de çevrenizde buna benzer hastalık hastaları vardır. Bunların bir kısmı “kişiye göre” hastalanırlar. Mesela, gelinini görünce yerinden kalkamayan, ancak kızı gelecek olduğunda canlanıp baklava-börek hazırlayan hastalar...

Hal-hatır sorulduğunda dakikalarca şikayetlerini sayıp-sızlanan, sabah yataktan çıkamayıp, kendisine hizmet ettirip kahvaltısını ayağına getirten, yalnız kalınca da kalkıp bir güzel karnını doyuranlar... Kapıda tıkırtı duyunca hemen yatağına uzanıveren, kişiye ve duruma göre hasta oluverenler...

Evet, gerçekten bu hastaların bir şeyi yok diyemeyiz. Ama bu insanların hastalığı fizikî değil, tahmin edebileceğiniz gibi psikolojiktir.

Hastalık hastaları bazen bir araya gelip oturumlar da yaparlar. Nasıl oldukları sorulduğunda “İyiyim ya... İyiyim demek adet olmuş” diyerek mevzuyu açarlar ve saatlerce dertlerini ifşa ederler. Yaptıkları masrafları, çektikleri sıkıntıları adeta yarışırcasına, bir üstünlük sebebiymişcesine abartarak anlatır, çoluk-çocuğun ilgisizliğinden yakınırlar. Kendileriyle uğraşmaktan, ilgilenmekten, çevrelerinde olup-biteni göremez hale gelirler.

Bazen de terk edilme ve benzeri tehlikeler hissedip evhamlanır, buna karşılık silah olarak hastalık imajı kullanırlar. Oysa bu durum, özellikle eşler arasında, ayrılmaya kadar gidebilecek tatsız bir sürecin başlangıcı bile olabilir.

Erkek, hastalık evhamı olan hanıma bir müddet gerçekten ilgili davranır, inanır. Derdinin çaresini araştırır. Ancak meseleyi anladığı an, böyle bir ilişki onu çok sıkar. Üstelik hanımının “ben böyle değildim, bak senin yanında ne hale geldim” gibi ithamları, daha da derin yaralara yol açar.

DIŞA VURULAN GİZLİ SALDIRGANLIK

Günümüz kadınlarının, özellikle de şehirlerde yaşayanların adeta birer “tüketim uzmanı” olarak rutin, monoton bir hayat sürdürdükleri görülür. Medya, evdeki kadın üzerinde ayrı, çalışan kadın üzerinde ayrı baskı yapar. Evde olmak bir noktada cahilliğin, kültürsüzlüğün bir göstergesi olarak empoze edilir. Çeşitli vesveseler ve aşağılık kompleksi aşılanır.

Böylece hanımlar bazen endişeye kapılırlar, bu endişeleri dile getirmek çok güçtür. Strese yol açan bu duygu ve düşünceler onlarda bir takım psikolojik sorunlara neden olur. Ve böylece bahsettiğimiz hastalık hastalığı süreci başlamış olur.

Yakınlığın, duygusal ilişkilerin, bağların yetersizliği ve insanlara güvensizlik, gerçekleştirilememiş özlemler, zamanla insanda gizli bir saldırganlık potansiyeli oluşturur. Bu durumdaki insanların, “babam beni hemen evlendirmeseydi daha okuyacaktım”, “o zaman benim dediğimi yapsaydın böyle olmazdı” gibi ifadelerinin tercümesi çoğu zaman şudur: “Sizin yüzünüzden istediğim gibi olamadım, mutsuzluktan hasta oldum. Şimdi bana bakmakla cezanızı çekin.”

Bazen bu gizli saldırganlığın masum görünen tezahürleri de vardır: Her gün kendini telef edercesine hastalık derecesinde yapılan günlük temizlikler, evdeki birisi bir yeri istemeyerek de olsa kirlettiğinde bunu kendine haksızlık, saldırı veya saygısızlık saymak, gücünün üzerinde işlere kalkışarak evin tüm eşyalarını hallaç pamuğu gibi atmak gibi. Sonunda ise en basitinden bel fıtığı olup yataklara düşülür. Biraz düşünsek, kendimizi bu denli harab etmenin anlamı ne?

TELKİN; HEM ONLARA, HEM KENDİMİZE

Bu kişilerden nefret etmek veya onlara karşı olumsuz tavır almak asla çözüm değildir. Zaten böyle yapmak yakışıksız, insafsız bir davranış olur.

İnsanlara ihtiyaçlarını, acziyetlerini böyle garip yollarla bildiren sorunlu insanların, hem kendilerine hem de çevrelerine verdikleri sıkıntıları bertaraf etmek için bize daha çok yakışan yollarla çözüm bulmak olgun bir davranış olur. Nihayetinde onlar bizim yakınlarımızdır.

Bu durumda sorunların nedenleri üzerinde durmak, ciddi ve uzun süren durumlarda ise ehil bir ruh hekimine müracaat etmek gerekir.

Böyle sorunları sadece tıbbî tedavinin çözemeyebileceğini de biliyoruz. İnsanın ve hayatın var ediliş maksadını hatırlatan manevi telkinler ve kişinin kendini anlama yeteneğinin kazandırılması çok önemli bir şifa kaynağıdır. Sadece hastalık hastaları değil, herkes için şifa kaynağı.

Etrafımızdaki hastalık hastalarının sorunlarını, onlara gereğinden çok anlayışlı davranarak derinleştirmemeli, sert tavırlar takınarak karşılıklı muhabbeti yok etmemeliyiz. Biliyorsunuz, her durumda itidal ve iyi niyetli çözüm arayışı esas.

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd><img>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Anket

Sağlık sorunlarınız nedeni ile ne kadar sıklıkla hastaneye gidiyorsunuz:

Son yorumlar