try another color:
try another fontsize: 60% 70% 80% 90%
UzunHayat.Com

Gıdalardaki Katkı Maddeleri

Katkı maddelerinin büyük bir bölümü maalesef insan sağlığı için zararlı maddelerdir. Bu zarar, çoğu kere alınan maddenin miktarına bağlıdır. Bazı özel durumlarda ise çok küçük miktarlarda olsa bile maddenin ortamda bulunması zararlı olabilmektedir. Geçen yazılarımızda bir kısmından bahsettiğimiz zararlı etkileri anlatmaya devam edelim.

GEN MÜHENDİSLİĞİ ÜRÜNLERİ VE GENETİK KİRLİLİK

Gen mühendisliği teknikleri Monsanto ve Novartis gibi büyük milletlerarası «sağlık bilimleri» firmaları tarafından kullanılmaktadır. Bu teknoloji; bitki, hayvan, insan ve bakteri gibi canlıların genetik şifrelerini ayırmak veya değiştirmek esasına dayanır. Adı geçen firmalar bu yolla elde ettikleri ürünlerin patentlerini alır ve elde ettikleri genetik mahsûl, tohum ve diğer ürünleri satarak menfaat sağlarlar. Bu firmalar, gerçekleştirdikleri adımlar sayesinde, tarımın verimli ve sürekliliğinin sağlanacağını, yeryüzünden açlığın kalkacağını, belli hastalıkların temizleneceğini ve genel sağlığın düzeleceğini iddia ederler. Aslında durum hiç de öyle değildir. İşin aslı, bu firmalar siyasî güçleri ve lobi faaliyetlerini kullanarak dünya genelinde tohum, gıda, lif ve tıbbî ürünlerde baskınlık sağlama ve tekel olma düşüncesindedirler.

Gen mühendisliği henüz araştırma safhasını idrak etmekte olan yepyeni bir teknolojidir. Bu teknoloji ile temel genetik bariyerleri kırmak mümkündür. Sadece türler arasındaki genetik bariyerler değil, aynı zamanda insan ve hayvan, insan ve bitki, hayvan ve bitki, hattâ insan ve bakteri arasındaki genetik bariyerler de bu teknoloji ile kırılabilmektedir. Birbiriyle ilgisi olmayan türlerden rastgele bir sûretle seçilen genetik malzeme; virüs, antibiyotiklere dirençli genler veya bakteriler gibi taşıyıcılara yüklenerek konak içine sokulmakta ve konağın genetik yapısı geri dönüşümsüz bir biçimde değiştirilmektedir. Bu şekilde genetik şifresi değiştirilmiş olan canlıdaki bu yeni özellikler, irsî olarak kendisinden üreyen canlılara da geçmektedir.

Gen mühendisleri büyük bir hızla genetik materyalleri kesip-biçip, birbirine eklemekle, aralarına parçalar sokmakla, yeni kombinasyonlar yapmakla, yeni düzenlemeler yapmakla, yeni şifreler oluşturmakla ve yeni programlamalar uydurmakla meşguldürler. Hayvan hattâ insanlardan aldıkları genleri rastgele seçerek bitkilerin, balıkların ve diğer hayvanların kromozomlarının içine sokarak bundan önce hiç görülmemiş hayal bile edilemez, gen yapıları bir yerlerden devşirilmiş yeni yaratıklar oluşmasına fırsat hazırlamaktadırlar.

Herhangi bir düzenleyici engele takılmayan, etiketleme sorumluluğu yüklenmeyen veya ilmî bir protokole uyma ihtiyacı duymayan bu mühendisler, oluşmasına vesile oldukları bu yeni gıda ve ürünlerle açıkça çevre ve insan sağlığını tehdit etmek bir yana, dünya üzerindeki milyonlarca çiftçi ve köylünün de sosyoekonomik durumunu tehdit etmektedirler.

Teknolojinin, yeni, güvensiz, emniyetsiz ve tehlikelerle dolu olduğu önde gelen bilim adamlarınca tekrarlanadurduğu hâlde, Amerika Birleşik Devletleri öncülüğünde bu teknoloji ürünleri hızla yayılmakta ve geleneksel gıdalarla eşdeğer oldukları yalanına dayanarak hiçbir özel etiketlenme ihtiyacına ve emniyet testine gerek duyulmadan piyasalara arz edilmektedir.

Amerika’da üretimi yapılıp piyasalara arz edilen yüze yakın bu tür ürün mevcuttur. Bu ürünler; gıda zinciri ve çevre içine karışmış durumdadırlar. Amerika’da milyonlarca dönüm arazi bu tip üretime açılmış vaziyetedir. Yine milyonlarca inek, genetik olarak değiştirilmiş büyüme hormonu ile aşılanmış vaziyettedir.

Süpermarketlerden alınan örneklerde yapılan testlerde, çoğunlukla gen mühendisliği ürünleri bakımından pozitif sonuçlar çıkmaktadır. Mevcut olanlara ilaveten daha onlarca genetik ürün pazara sürülmeyi beklemekte ve ilk on yıl içinde Amerika pazarlarındaki ürünlerin tamamının genetik mühendisliği mamulü olacağı hesap edilmektedir. Etiketlerde görünmeyen bu örtülü genetik gıda ve katkı maddelerinden akla ilk gelenler olarak soya fasulyesi, soya yağı, mısır, patates, pamuk yağı, papaya, domates, süt ürünleri ve nişastayı saymak mümkündür.

Gen mühendisliği yoluyla üretilmiş olan ürünler, insan, hayvan ve çevre sağlığı yönünden sakıncalı ve organik tarım için bir tehdit oluşturmaktadır. Çünkü bu ürünlerdeki defektler (bozukluk) irsî olarak nesilden nesile geçerek süreklik arz etmektedirler. Genetik mühendisliği ile elde edilen ürünlerin elde edilmesi sırasında elde edilen bakteri, mantar, bitki ilh. hayvanlarda yapıları bu ürünlere benzeyen zehirli maddeler de ortaya çıkabilmekte, bu zehirli maddeler büyük bir sağlık problemi çıkarana kadar tespit edilmeden bu ürünlerin içinde saklı kalabilmektedir.

Genetik gıda maddeleri ve ürünlerin zararlarını üç başlık altında toplayabiliriz: İnsan sağlığına verdikleri zararlar, çevreye verdikleri zararlar ve sosyoekonomik zararları.

TOKSİN VE ZEHİRLER

Bilinen temel bir aminoasit olan L-triptofanın genetik kopyası olan bir aminoasit ürün, etiketinde ürünün gen mühendisliği yoluyla üretilmiş olduğuna dair bir bilgi koymadan piyasaya sürülmüş ve bugüne kadar hiç görülmemiş yeni bir salgın ortaya çıkana kadar hastalığa genetik triptofanın sebep olabileceği akla gelmemiştir. «Eosinophilia myalgia syndrome» isimli bu yeni kan hastalığı, aminoasit Amerika’da müstahzarları kontrol eden kuruluş (FDA) tarafından geri çekilene kadar, Amerika’da 37 kişinin ölümüne, 1500 kişinin sürekli özürlü kalmasına yol açmış ve 5000 kişiyi de hastanelere taşımıştır. Olaydan üç ay sonra bu yeni üründe çok küçük miktarda toksin tespit edilerek problem aydınlanmıştır. Üretici firma tarafından yapılmış olan testler ve saflaştırma işlemleri, hastalığa yol açan ve triptofanın genetik yapısıyla çok yakın benzerliği olan bu toksik bulaşığı tespit edip ortamdan uzaklaştırmada yetersiz kalmıştır. Firma bugüne kadar 1 milyar dolardan fazla tazminat ödemek zorunda kalmıştır.

Kardelen çiçeğinden alınan genler, «Karnabahar Mozayik Virüsü» aracılığıyla taşınıp normal patateslerin içlerine sokulmuş, bu sûretle genetik yapısı değiştirilmiş olan patatesler insan ve memeliler için zehirli bulunmuş ve bu durum 1999 yılında İngiltere’de bütün gazetelerde manşetten verilmiştir. Bu patateslerin kimyevî yapıları normal patateslerden farklı idi ve yapılan deneylerde sıçanların hayatî organları ve bağışıklık sistemlerini hasara uğrattığı belirlendi. Buradaki en önemli bulgu, taşıyıcı olarak kullanılan «Karnabahar Mozayik Virüsü»nün yol açtığı bir mide mukozası (astarı) iltihabıydı. Bu virüs çoğu genetik üründe taşıyıcı olarak kullanılmakta ve hayvanlarda normal şartlarda hastalığa sebep olmamaktadır. Bu araştırmayı gerçekleştirmiş olan bilim adamı kamuoyuna bilgi verdiği için kendisine ayrılan fonlar kesilmiş ve araştırma maalesef yarıda kalmıştır.

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd><img>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Anket

Sağlık sorunlarınız nedeni ile ne kadar sıklıkla hastaneye gidiyorsunuz:

Son yorumlar