try another color:
try another fontsize: 60% 70% 80% 90%
UzunHayat.Com

İki Ucu Kesin Bir Molekül: C Vitamini

Toplumumuzda C vitamini kullanımı çok yaygındır. C vitamininin; grip, astım, kanser, katarakt ve yaşlanma gibi birçok hastalığa iyi geldiğine inanılır. C vitamini; vücutta önemli görevler üstlenmesine rağmen, yukarıda bahsedilen hastalıkların hepsinde çok tesirli olduğuna dair ciddi bir delil yoktur.

C vitamini, suda eriyen vitaminler grubundan olduğu için vücutta depo edilemiyor. Gıda veya ilâç olarak alınan C vitamini, bağırsaklardan emilir ve vücut için yeterli miktara ulaşılınca kalan kısım hücrelere alınmaz; idrarla birlikte böbreklerden atılır. Vücuda ne kadar fazla alınırsa alınsın, kan plâzmasındaki konsantrasyonu 12-15 mg/l arasında dengede tutulur. Siz ne kadar çok portakal ve mandalina yeseniz veya meyve suyu içseniz de, hücreler ihtiyacı kadar vitamini alıp, kalanı vücuttan atmaktadır.

C Vitamini vücudumuzda nerede kullanılır?

C vitamini (askorbik asit) vücutta bulunan ve binlerce enzimden biri olan prolylhidroksilaz enziminin normal çalışması için gerekli bir vitamindir. Bu enzim, kollagen isimli proteinin sentezinde kullanılan aminoasitlerin sentezinde iş görür.
C vitamini, prolylhidroksilaz enzimindeki demir (Fe) atomunun dengede kalmasını sağlar. 20'ye yakın çeşitten oluşan kollagen, vücutta en fazla bulunan proteinlerden olup; kemik, diş, deri, bağ dokusu, böbrek glomerulları ve kıkırdak gibi dokuların ana yapısını oluşturur. Kollagen proteini, yaklaşık 1000 tane aminoasidin yanyana gelmesiyle oluşur. Çok özel bir yapısı vardır. Vücut proteinlerinin % 25'ini oluşturan kollagendeki aminoasitler özel bir motif sergiler. Üç aminoasitte bir, glisin isimli bir aminoasit yapıya katılır. X ve Y olarak tanımlanan önceki iki aminoasit genellikle hidroksiprolin ve hidroksilizindir. Prolin ve lizin aminoasitleri, kollagenin yapısına katıldığında hidroksillenme işlemine maruz kalırlar. C vitamininin önemi de hidroksillenme esnasında ortaya çıkar. Lizin ve prolinin hidroksillenebilmesi ve prolylhidroksilaz enziminin çalışabilmesi için C vitaminine ihtiyaç vardır. C vitaminin yetersizliği durumunda hidroksillenme işi yarım kalır ve kollagen proteini tam oluşmaz. Kollagen oluşmayınca da vücutta birçok bozukluk ortaya çıkar. Bu bozukluklardan biri olan -C vitamini eksikliğine bağlı olarak- scorbüt hastalığı, ilk defa 1749 yılında rapor edilmiştir. Bu hastalık uzun süre yeşil sebze ve meyve yemeyen denizcilerde görüldüğü için, denizci hastalığı olarak da bilinir. Turunçgillere ait meyve ve meyve sularının, scorbüt hastalığını önleyici bir faktör olduklarının anlaşılmasıyla, bu meyveler ilgi odağı haline gelmişlerdir. Günümüzde bu hastalık çok nadir görülen bir hastalıktır.

C vitamini yeterince alınmadığı durumlarda (ve scorbüt hastalarında), aşağıdaki klinik belirtiler ortaya çıkar:

-Kılcal damarlarda kollagen eksikliğine bağlı kanamalar olur.
-Yaralar geç iyileşir.
-Kıl diplerinde iç kanamalar yüzünden kızarıklıklar olur.
-Deride siyah ve mavi noktalar ortaya çıkar.
-Diş etleri yumuşar, dişler dökülmeye başlar ve besin alma zorlaşır.

Günlük alınması gereken C vitamini ne kadardır?

Günlük alınması gereken C vitamini hakkında kesin bilgi yoktur. Scorbütü önleyici doz 46 mg olarak belirlenmiştir. Amerika'da ise; günlük tavsiye edilen C vitamini ihtiyacı 60 mg'dır.

Turunçgillerin içinde bulunan kimyevî maddelerin en önemlileri, C vitamini (askorbik asit), likopen, lutein, zeaxanthin, limonoidler ve pektindir. Portakal ve limonun 100 gramında ortalama 50 mg; çilekte 60 mg; lahana ve brokolinde 50-100 mg; yeşil biberde 130 mg; havuçta 140 mg; maydanozda (en yüksek değer) 170 mg C vitamini vardır. Ette ise çok az miktarda C vitamini bulunurken; mısır, buğday, nohut ve fındıkta hiç bulunmaz. Bununla birlikte hiç turunçgiller tüketmeden bile günlük C vitamini ihtiyacını karşılamak mümkündür.

Fazla miktarda alınan vitamin C'nin zararları

Vitamin C'nin faydalarının yanında, fazla alındığında zararları da olabilmektedir.

Turunçgillerin zararları, bir tevafuk sonucu ortaya çıkarılmıştır. İlâçların tadı acı olduğu için, araştırmacılar buna çâre olarak, turunçgilleri tatlandırıcı madde olarak kullanmayı denemişlerdir. Neticede bu ilâçlar kişiye verildiğinde, plazma konsantrasyonunun arttığını gözlemlemişlerdir. Vücudumuzda karaciğer hücrelerinde bulunan sitokrom p450 enzim sistemi, aldığımız ilâçların karaciğerde metabolize edilerek zararsız hale getirilmesinde rol oynar. CYP3A4 enzimi; bağırsak duvarındaki epitel hücrelerinde bulunur ve bağışıklık sistemini baskılayan cyclosporin, felodipine, nifedipine gibi ilâçlarla veya kalsiyum kanallarını engelleyici ilâçlarla ve terfenadine gibi alerji ilâçlarının etkisizleştirilmesinde rol oynar. Bu ilâçlar, turunçgillerle alındığında, CYP3A4 enzimini etkilemektedirler. Bu durum ilâç zehirlenmelerine yol açmaktadır.

Turunçgillerdeki hangi maddenin bu etkileşimi yaptığı bilinmemektedir. Acaba hangi madde, bağırsak duvarındaki enzimle etkileşiyor? Furano coumarinler, 6-7 dihidroksi bergomottin, naringin, naringenin şüphelenilen maddelerden bir kaçıdır.

Bilim adamlarını düşündüren ayrı bir nokta; tüm meyveler sonuçta aynı toprakta su ve güneş ışığıyla beslenirken, turunçgillerin, vitamin ve kimyevî madde oranında diğer meyvelerden farklı değerlere sahip olmasıdır. Son yapılan çalışmalarda, turunçgillerin, ilâçların metabolizmasında iş gören proteinlerden olan P-Glycoprotein adlı proteinin fonksiyonunu engellediği tespit edilmiştir.

Bazı ülkelerde, ilâçların üzerinde; "bu ilâcı, turunçgillerle almayınız!" uyarısı bulunmaktadır. Hattâ 1997 yılında İngiltere'de, antihistaminik (alerjilere karşı kullanılan) terfenadine ilâcı, hayatı tehdit edici özellikte kalp atım düzensizliğine yol açtığı için piyasadan kaldırılmıştır. Turunçgillerdeki kimyevî maddeler, terfenadini vücutta zararsız hale getiren enzim sistemlerini bloke ettiğinden, taşikardiye (kalbin hızlı atması) sebep olmaktadır. Astemizole adlı antihistaminik ilâç da sebepten piyasadan kaldırılmıştır.

Bu bilgiler bize niçin Antik Çağlarda turunçgillere, Citrus decumana (latince manası: yasak meyve) denildiğini daha iyi açıklamaktadır. Aslında en iyisi, "Her şeyin ortası hayırlıdır" hadîs-i şerifinden hareketle, halkımızın darb-ı mesel haline getirdiği İslâmî bir düstur olan, 'azı yarar, ortası karar, çoğu zarar' prensibi istikametinde yaşamak ve hayatı tanzim etmek...

Kaynak
1) Nature Medicine, Ocak 2001, Vol. 7, Sayı 1.
2) Clin, Pharmacol. Ther, 68, 28-34, 2000.
3) Clin Phormacokinetic. 38, 41-57, 2000.
4) Am J Clin Nutr. 69, 1086-1107, 1999.
5) Br J Pharmacol, 130, 1369-1377, 2000.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri

Yorumların gösteriminde tercih ettiğiniz şekli seçerek değişiklikleri etkinleştirmek için "Ayarları kaydet"i tıklayınız.

ya abi cok manyaq bi site

ya abi cok manyaq bi site

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd><img>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Anket

Sağlık sorunlarınız nedeni ile ne kadar sıklıkla hastaneye gidiyorsunuz:

Son yorumlar